BAHÇEMDEKİ ÇOCUK
Zaman zaman eskittiğim yılların yaslarını tutarken buluyorum kendimi. Bahçenin ücra köşelerine gizlenip insanların yüzlerindeki endişeleri kollarken buluyorum. Sevilmenin dayanılmaz hafifliğini yaşarken daha da gömülmek istiyorum kuytulara. İnsanların önemsiz gördüğü beni bir parça severken görmek büyük bir sevinç veriyor yüreğime. Biliyorum bir hafta çıkamayacağım odamdan, bakkala gidemeyeceğim, arkadaşlarımı penceremden izlemekle yetineceğim, biliyorum kulağımın çekileceğini. Fakat yinede değer diye düşünüyorum birkaç parça sevilmeye. Kendime mazeretler buluyorum yanaklarımı öpücüksüz bırakan annemi suçluyorum, bayram hariç sarılmayan babama “az bile” diyorum kuytuma gizlenirken. “oh olsun” diyorum karanlık bahçenin kuytularını kaplarken. İçime düşen korkuları başımdan savmak için çabalıyorum” biraz daha bekle” diyorum kendime sonra ağaçların hışırtısını duyuyorum, rüzgârın kuytuma getirdiği hayaletleri kovalıyorum, korkular kaplarken içimi” bu kadar yeter zaten kimsenin yüzünü göremiyorsun “ diye söyleniyorum. Ve hiçbir şey olmamış gibi usulca çıkıyorum kuytumdan kimse yok etrafta. Evin lambaları yanıyor televizyonda her zaman ki dizi. Ben suçlu bakışlarla giriyorum salona kimse dönüp bakmıyor yüzüme. Annem kafasını sallıyor “geciktin” diyor “yemek çoktan yendi bu akşam aç yatacaksın yani hadi git odana” diyor. Bu kadar mıydı cezası yaptıklarımın diye düşünüyorum. Bakışlarım ayakuçlarımda odama yürüyorum. Bir kaç parça sevgi kırıntısı bulamayan yüreğim boğulan bir kedi yavrusu gibi dalıp çıkıyor sulara. Gözlerime hücum eden hıçkırıklarımı durduramıyorum. Yastığımı başıma kapayıp tüm yalnızlığımla ağlıyorum. Belki günler boyu sürüyor bu ağlayışım. Sonraları biraz sancısı azalıyor yüreğimin. Ama kendime ceza vermiş buluyorum kendimi. Odamdan çıkmıyorum, arkadaşlarımla oynamıyorum, derslerim bittikten sonra kıpırdamadan oturuyorum televizyonun karşısında. Eskisi gibi lezzetini alamıyorum yediklerimin. Kendimi geceleri ayaklarım boşluğa düşerken yorganımı sıkıca tutarken buluyorum. Çocukluğun getirdiği ne varsa hepsini raflara kaldırdığımı görüyorum. Bayramların gelişini kollamıyorum eskisi gibi, çizgi filmlerin peşine takılmıyorum, yanaklarımdan süzülen yaşlar buluyorum çoğu zaman. Ağıtlı türküler dinliyorum. Küçük bir oyunda bulamadığım endişeler büyük bir oyun oluyor bana. Sevilmemenin kanıtını toplayan yüreğim eskisi gibi tat alamıyor hayattan. Sanki notunu veriyorum bu oyunla sevgisini beklediklerimin. Hayat tekrarlarını getirirken kapıma bir gün aynada ki kendimi tanıyamıyorum, saçlarımın örgülerini çözerken, yüzümdeki manasızlığı çözemiyorum. Beni bırakıp giden o çocuğu arıyorum sonra. Ve bahçemin en görünmez köşesinde buluyorum onu yanakları ıslak. Başını okşamak istiyorum tesellilerimi sıralamak için uğraşıyorum ama küçük bir iniltiden öteye geçemiyor haykırışım. Bahçemin ıssız köşesine bırakıp beni kapatıyorum penceremin perdesini. Zaman zaman yasını tuttuğum o çocuk çıkacak oluyor karşıma fakat ben iki damla yaşla gönderiyorum onu. O karanlığa aldırmadan bekliyor orada, endişeleri bulabilmek ümidiyle yüzlerde bekliyor öylece. Ben hayatın tecrübeleriyle kapatıyorum perdemi ve bir daha sevilmelerin karşıma çıkmayacağından emin sıkıca tutup yorganımdan dalıyorum uykulara     
    
                                                                                              19.01.2007



KARDAKİ ELLER
Dışarıda yağmur yağıyor, evde derin bir sessizlik çevremde ki kalabalıklara karşı büyük bir duvar ördüm kendime. Bulamadığım dostları uğurladım ötelere, bulduklarıma bugün çok işim var dedim. Kalabalıklardan kurtarıp yüreğimi seni düşünmeye başladım penceremin perdelerini aşmaya çabalayan rüzgâra küçük süngerlerden tuzaklar kurdum. Odamın karanlığına ekleyip tüm gereksizleri uzandım hatıraların üzerine. Karlı bir şubat ayında penceremin önüne attığın kartoplarından sakınır gibi gizlendim yastığımın altına. Yüzündeki mutluluğun donup kalışını izledim sonra. Sen karların içinde resmimi çekerken eğilen başımı hatırladım yanaklarımın kızarmasını sesimin çıkmamasını hatırladım sen mutluluğun resmini çekerken o karların içinde benim vedaların ayak seslerini dinleyişimi hatırladım. Hep sevilmenin yükünü tatmak isteyen yüreğim neden gereksiz kâbuslarla uğraştığını anlayamadığımı hatırladım dışarıda yağmur yağıyor hasret. Ben odamın ıssızlığında birkaç parça hatıranın kırıntısıyla anıyorum seni. O zamanlar çok çocuktu ruhum hasret. Bir çocuğun mücadelesi ne kadar dirençli olabilir ki sen şimdi beynimi kemiren sorularını sorarken unutuyorsun çocuk olduğumu. Ruhumun çocukluğuna ver kolay kabullenişimi ayrılığı. Şimdi olsa çekerdim kılıcını sevmelerin. Ve tüm engelleri bir bir devirirdim senin için. Hastayım hasret beynimi kemirip duran suallerine kilitlenmiş bir hayatı yaşıyorum her vakit. Aldığım bedduaların sancısından artıyor iç çekişlerim. Sana ulaşamayacağımın farkındayım. Başını alıp gittiğin diyarlar öyle uzak ki benim için. Bazen gezdiğin yollarda yürür buluyorum kendimi. Sonra hemen çeviriyorum yolumu. sen bu şehirden gideli çok oldu hasret bu yüreği gömeli çok oldu. Ama sanki dün gibi içimde ki kıyametin sancısı. Şimdi ne kadar çok mazeretler bulursam bulayım o çocuğa kızıyorum. Yakalayıp bir şubat sabahı ellerini ellerinden tutması için çekiştiriyorum. Kafasında dönüp duran kâbusları kovalıyorum. Hiç çaresi olmadığını bilerek yinede küçük yalanlar oynatıyorum odamın sessizliğinde. Bir gün okursun değil mi hasret. Yaslarımı fark edip bırakırsın değil mi sitemlerini. Tutup çıkarırsın değimli bir şubata gömülen ellerimi. Bekliyorum hasret gelmeyeceğinden emin bekliyorum. Biliyorum şuan yanında gülümseyen o sevgili hiç düşünmüyor kâbusları. Ruhu da çocuk değil. Bu yüzden ne kadar beklersem bekleyeyim hep üşüyecek ellerim. Ve orada bekleyecek karların erimesini.
          
                                                                                    20.01.2007

 
   
Anasayfa          Şiirler         Zamana Düşenler        Öyküler           Sizden            Ziyaretçi Defteri