Zamandan Düşenlerler
2
 

           SEVDADA BOĞULAN GEMİ

Bazıları şanslı başlıyordu senaryosuna aşkın, başlangıcına birkaç tutam acı yazılıyordu.
Devamına biraz gözyaşı, ardına kısa süren ayrılık ve nihayet ömürlük bir peri masalı...
çocuklar, saygılı komşular, eksikliği hissedilmeyen yaşam idameleri...Aşkın senaryosunu yazamadın Hasret,bir yanını tutsak etti geçmişin kuytuları, sen kalkmaya çabalarken birileri basıyordu omuzlarına. İki istekli el kaldı kuytularında: Hiç birbirine dokunamamış,iki yudum hıçkırık,iki hatırlanmaktan korkulan sevdalı bakış-birbirine hiç bakamamış-suskunluğa gömülmüş iki canlı ceset....Sevdada yüzüyordun; başıboş kuşlar gibi özgür,her an kırılacakmış gibi şeffaf ,küçük mutluluklardan tedirgin, yüzüyordun acemi çocuklar gibi...Bir gün senaryoya eklendi ayrılık sebebi belirsiz.Ben kabullendim Hasret senaryosunu okudum hayatımın. başlangıcında karşılıksız aşk, devamında filizlenen iki sevda, ardından sonsuza dek süren bir ayrılık....Küçük çırpınışlar,şiirimsi başı-sonu belirsiz rüyalar,yalnızlığa takılıp kalmış iç çekişli yaşamlar.Gemi boğuldu Hasret,enkazları gömüldü kuytulara. Çırpınıp nefes almak boşuna, bazı sonları yazmaktan öteye gitmez bundan böyle hayat. Yinede çömelip kalıyorum sevdalı her mezarın başında. Acılara kuruyorum saatimi, hatırladıkça çoğalan sancılarımı kaldırıyorum tozlu raflardan ve yeniden  uzatıyorum ellerimi boşluğa. Gemi gömüldü Hasret ve şu senaryoları yazmayı bıraktığım zaman senin sonunda boğulmak olacak. Kilitle kapını elimin ulaşamayacağı kadar ötelere. Sen bitersen bil ki sonu gelmiştir nefeslerin Uzakta kal Hasret öyle sessiz, haber-
siz, mutlu yada mutsuz ben duruncaya kadar uzakta kal. Biliyorsun bazı aşklar şanslı başlar.
                                                                                                                 27.Eylül.2003
                                                           Ankara`dan Hasret geldi evde bir enkaz kokusu

           UYKUDAN SONRAYDI BAHAR

Elimde birikmiş ne kadar anı varsa  hepsini bir tarafa atıyorum. Günlerden Perşembe`idi Bilinmesi  gerekende yalnızca bu olmalı.O sokakları kırk beş dakika içinde tam dört kez dolaşmıştım.Aradığını bulamayan tüm insanlar gibi elimde kalanla yetindim uzun zaman,hep
bir burukluk bıraktı giderken hatıran. Elimde kalması gereken son şeydi o Hasret. Sığındığım limanın son barınağıydı ve sen onu da aldın elimden diğerleri gibi.Yazılmış ne bir satır yazın kaldı elimde,ne de yazdığım binlerce sözcük.Başlamalıyım Hasret;sen ne kadar direnirsen diren bir gün atacağın adımı bekliyorum ben.O kayboluşun üzerinden yıllar geçti.Bugün onun yerine koydum kırılası buluşlarımı.Bir gün kaybolacağından emin saklıyorum.Zaman ilerliyor insanlar benim gibi son barınağına sığınıyorlar limanların.Bazıları bir yerlerden yakalıyorlar  geçmişi, bazıları benim gibi yapayalnız kuruluyor zaman sofrasına.Hep tadından şikâyetçi,eğreti oturuşlarla  geçmiş,zaman sofraları.Her dakika ömürden çalan,arada gülümseyip anıları  unutturan .Uykudan sonraydı sayıklamalarla doldurdum günümü.Bekledim usulca gelmesini  baharın .Biliyorum ki uykudan sonraydı bahar- uyanmayı başaranlar için-gitmesinden ümitli esniyorum Yinede uykusu ağır basıyor ömrün.
                                                                                                                 28.Eylül.2003
                                               Hep bir yanını kesiyorlar ömrümün: beklediğimden emin

          HÜZÜNLÜYDÜ EYLÜL ÖĞRENDİM

Toprağın hüznüyle kuşatıldım çepeçevre, aldığım her nefese işliyor hüznün kokusu. Kapıların yüzüme kapatılışını duyuyorum. Cesaret ne gezer bende Hasret dönüp bakamıyorum bile kapıların sahiplerine. Düşünüyorum fakat bulamıyorum beni düşünen birisini. Ben uzaklara ekildiğimden beri arayanım yok. Suskunluğuma dokunan ümitsiz bakışlar yok.Yokluğuna bende ekleniyorum karamsarlığın.Kendimle baş başa büyütüyorum gölgemi.Hatırlanıldıkça yeşeren çiçekler gibi değilim Hasret,hatırlanmak nasıldı unuttum.Paylaşmanın buruk tadını hissediyorum azda olsa,sonra tüm geçmişi yenen zamana kapılıyorum bende.Kimin aklına gelirim sence? Sahilde dalgaların sesinde buluyorum bazen seni; kumların yığıldığı kuytu bir köşede beni izlerken  görüyorum, sonra serap olduğunu anlıyorum o bakışların. Yıllar önce yaşanmış ölümlü bir serap. Nefes almak istiyorum o sahilde fakat dalgalara gömülüyor Hasret her şey.Yaşanmış ve yaşanacak ne varsa hepsi gömülüyor sulara.Eylüller hüzünlüdür Hasret; sahili üşütecek kadar soğuk,yaprakları solduracak kadar esintili,beni üzecek kadar ıslak.Ve bugün üşüyorum                                                 Soluyorum ; maziyi anarken  ıslanıveriyor yanaklarım.Sonuna gelsek de Eylülün bir taraflardan yinede gönderebiliyor seraplarımı sahile.Bugün yorgunum ve bilemiyorum kimin aklına geldiğimi.Uyusam diyorum Eylül bitinceye kadar ve şu dalgalar susuncaya kadar uyusam  sen hatırlayıp uyandırıncaya kadar.
                                                                                                                 29.Eylül.2003
                                                                    Kumların içine gömdüm anıları git ve bul....

              YAP BOZ

          Bir ismi yazıp silmek kendine bile itiraf edemediklerini birkaç kelimeyle dökmek satırlara sonra korkmak hayata karşı oynadığın düellodan silmek,her şeyi.Korkmak fakat bir o kadarda haykırmayı istemek.Çelişkiler arasındayız Hasret yazıp bozuyoruz hayatı yinede silsen de
Aslında silinmiyor itirafın kendinde derinlerde bir yerlerde ürpermeyle birlikte kalıyor öylece Küçük bir heyecan bırakıyor.büyük bir korku ve itiraftan duyulan o dehşet.Ne yapmalıyız , silmeli miyiz sence yeniden,oysa yazmak istiyoruz değil mi?Son kez diyoruz ve kaçıncı son olduğunu saymadan siliyoruz....

          YANILSAMA

Kâbusun ardından beliren o hafif gerçeğe dönüş saniyeleri: Zarif ve ezici bir bakışın sığınabileceği tek mekân. Yazmaya doyamayan yalancılar gibiyim, neyi ilave etsem satırlarıma ya da neyi çıkarsam bir taraftan karşıma çıkıyor boşluk. Aklımın yap-bozlarını bir türlü düzeltemiyorum. Ne kadar çabalasam da boşuna yazılan saçma sapan bir kaç yazıyı öte gidemeyecek yazdıklarım biliyorum. Bazen kahrolası geçmişe neden bu kadar saplandığımı bulmaya çalışıyorum. Ama ne kadar çaba harcarsam harcayayım bundan kurtulamıyorum. Çok beddua aldığımın farkındayım fakat bu saçmalık neden başkasına yönelmiyor da sana dönüyor Hasret. Sisli bir camın ardından bakmaktan öteye gitmeyecek  bu yanılsamalardan kurtul malıyım.Yardım etmelisin.Senin işine geliyor olsa da bana yardım etmelisin.
                                                                                                                 30.Eylül.2003
                                                                                                        Aklımdasın  aklımda

Bilsen de bilmesen de her düş gibi yalan dolu içimiz. Sen de farkındasın biliyorum
Benim gibi yüksek sesle haykırmıyorsun sadece. Çırpınmakta bir ümit gördüğünün farkındayım. Fakat göremediklerim için suçlama beni devam et hayatın pencerelerinden bakmaya Susmak borcun değil bilmelisin ve ona göre kızmalısın bana, ters yüz olmuş hayatları oynatıyorum sahnemde                            
Gel gör ve devam et ruhum....

          TANIMSIZ

Uzun zamandır dokunamadığım tuşlara nihayet bugün dokunabildim. Bu gece rüyalar ülkesinin koridorlarında dolaşırken senide hatırlattılar bana Hasret. Nasıldı anımsayamıyorum ama denizden gelen buz parçaları kırıp duruyordu camları ve seni tanıyanlar vardı Ankara da nerede ve kiminle iletişimdeydin bilmiyorum ama benim kâbuslarıma gelmiştin ne yazık ki. Biliyorum çok ara verdim hatırlamalara. Bir süre daha yazmayacaktım aslında ama sen durmadın eksikliğini hissettin ve ışınlandın öbür dünyadan.Zaman ne çabuk geçti her şey aynıymış gibi görünse de bazı şeyler düzelince bazı şeyler de atılabiliyor perde arkalarına.
Neyse devam ediyoruz işte hatırlatmak istersen giriverirsin düşlerime.Hoşça kal kıymetli
Dostum unutulmaman dileğiyle....
                                                                                                                   7.Ekim.2003
                                                                          Yazılmayı beklemek kadar zordu hayat

          Şansını zorlardı hep kader kıyasıya mücadeleler olurdu bazı yazgılarda, bazılarındaysa baştan pes ediş. Ümit ekiliverirdi bazısının önüne bazısı ise günlerce arardı dört bir yanı.  Olsun benim gibiler de olsun bazen köşe başlarında. Şemsiyesini açmış âleme karşı direnen ve benim gibilerde olsun beklerken gözleri hep acıya sabit. Gitti giden ve ben hala ardımı kontrol etmekteyim. Biliyorum güleceksin ama sevgili Hasret maalesef benim gibilerde lazım kadere...

          AKLIMDAYDI MAVİ BONCUK

Bir yerlere bağlanmış adakları var insanların. Yüreklerindeki tüm cesaretle tutuyorlar dileklerini Bu yüzden olsa gerek hep gerçekleşir düşleri. Bende bir adak adasam mı acaba saçma sapan olduğunu bile bile. Aklımdaydı mavi boncuk takacaktım bu ayrılığın omzuna Hasret. Fakat ne girdiyse dünya telaşlarından haneme unutuverdim. Bir şarkı tutmuştum ikimize:Zerrin Özer söylerdi -Son Mektup-Zaman geçiyor yaprakları dökülüyor yine ağaçların. Geçen sonbahar çamurlandığımız sokaklara yeni taşlar eklendi. Tarlaların ortasına yeni yollar açıldı. Okul yollarına bendende bir parça düştü. Penceresinden kaçanları izleyen yeni kuşlar tünedi apartmanda . Zamana karşı yarışta hep benimle yenildi benim gibiler.Arasan keşke giden mevsimleri Hasret gelmeyeceğinden eminsin değil mi?  Eminsin biliyorum çünkü hâlâ indirmedin ufuktan bakışlarını. Sen benim gibi değilsin sonbaharın geldiğini bedenindeki hafif ayazdan hissedebiliyorsun yalnızca. Aklımdaydı mavi boncuk
Bu defa unutmadım erteledim.
                                                                                                                 10.Ekim.2003
                                                                                          Bir yaprak düştü gördün mü?


 
                                                                                                                       *** devamı ...  
Anasayfa          Şiirler         Zamana Düşenler        Öyküler           Sizden            Ziyaretçi Defteri